Tarih: 12 Nisan 2021

Gösterim: 335

Türkoloji Topluluğumuz Tarafından "Divan Şiiri Poetikası" Programı Düzenlendi

Türkoloji Topluluğumuzun tarih, kültür ve sanata dair yaptığı online programlarda bu hafta “Divan Şiiri Poetikası” konusu ele alındı. Moderatörlüğünü İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Eski Türk Edebiyatı Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Adnan Uzun'un yaptığı söyleşiye konuşmacı olarak Eskişehir Anadolu Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Eski Türk Edebiyatı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Abdülkadir Erkal katıldı.

Programda Erkal ilk olarak 17. ve 18. yy. ’da yaşamış İslam filozoflarının yazdıkları eserlere ilişkin bilgi verdi. Erkal, “Bu dönemde İslam filozofları iyi bir Aristo uzmanı oldukları için Aristo’nun her eserine karşılık bir eser yazmışlardır. Yeri gelmiş Aristo'nun görüşlerini eleştirmiş, yeri gelmiş katkı sağlamışlardır. Bu bağlamda Aristonun Poetikası’na karşılık bir eser yazmışlardır. Burada şöyle bir problemle karşılaşılmış; Aristo’nun kitabında tiyatro ele alınmış ve İslam topluluğunda tiyatro denen bir olgu olmadığı için ona karşı bir antitez bulamıyorlar. O Poetika’nın içerisinde yer alan küçük bir bölüm şiirle ilgili bazı tespitler, taklitle ilgili değerlendirmelerinden o satır arasından hareketle Poetika’ya karşılık şiir sanatı üzerine yorumlar yapmaya başlıyorlar.  Ve böylece Haçlı Seferleri’yle beraber bu İslam düşünürlerinin eserlerinin batıya gitmesi ve orada tercümelerinin yapılmasıyla divan şiiri batıda kendine yer bulmaya başlıyor. Farabi hayal gücü olarak değerlendirip, bir kıyas olarak yani doğadan yapılan bir önerme, yansıma şeklinde değerlendiriyor ve insan doğada her şeyin yansıması olarak sözlerinde, düşüncelerinde bunu ifade ediyor. İbni Sina biraz psikolojik olarak yaklaşıyor ve duygular ve önermeler bağlamında ele alıyor. Sonuçta mantık dairesi içinde şiiri yorumlamaya başlıyorlar. Yani 12. 13.yy.’da süreç böle sürüyor. Yani Osmanlı şiirine kadar baktığımızda şiir üzerine yorum yapan, kafa yoran bütün kişilerin şairlik karakteri dışında olan kişiler olarak görüyoruz. Edebiyatla uğraşan kişilerin şiir üzerine herhangi bir düşünce üretmediklerini görüyoruz. Doğal olarak bu şiirin geneli üzerine yapılan değerlendirmeler. Şiir nasıldır, ne olmalıdır, neler şiirdir, neler değildir bu bağlamda şiir ele alınıp tartışılmış; şu şairin şiiri şöyledir gibi bir değerlendirme yok. Ama bu tarz değerlendirmeler şair tezkirelerinin çıkmasıyla beraber 14. 15.yy’a tekabül ediyor.  Bu ilk önce İran edebiyatında ortaya çıkıyor. Daha sonra bu tür değerlendirmelerle beraber divan şairleri de kendi şiirlerini ifade etme zorunluluğuna gitmişler. Genellikle giriş yazan şairler bu tarz değerlendirmelerde bulunuyorlar.  Ama ağırlıklı olarak burada şairler İslam’la şiiri daha çok ön plana çıkarmıştır.  Yani İslam’da şiirin yeri haram mıdır, helal midir, günah mıdır, sevap mıdır, yasaklanmış mıdır gibi tartışmalarla beraber İslam’da şiirin nasıl yasaklanmadığı; hatta bizzat peygamber efendimiz tarafından desteklendiği ve buna dair ayetler, hadisler, deliller gösterilerek şiirin aslında İslam’da yasaklanmaktan ziyade daha çok teveccüh gördüğünü ve önemsediğini ifade etmişlerdir. Bu dibacelerin dışında birde kasidelerin fahriye bölümleriyle, gazellerin mahlas beyitlerinde kendi sanatsal görüşlerine burada yer vermişler. Divan şiirinin doğal olarak ilk etapta Arap şiiriyle ve oradan İran şiiriyle doğrudan bağlantısı var. Biz bunu bütün olarak doğu şiiri olarak tanımlıyoruz.” dedi.

Erkal konuşmasının ikinci bölümünde doğu edebiyatına ilişkin bilgiler verdi. Erkal, “Bizim doğu edebiyatında, doğu kültüründe her şeyden önce şiir manzumedir.  Burada tabi şiirle manzumeyi birbirinden ayırt etmek gerek.  Her manzume şiir değildir ama her şiir bir manzumedir. Osmanlı kültürü öyle bir noktaya gelmiş ki bütün düşünceler yani dini veya tarihi bilgiler her türlü şey şiir formatında, manzume şeklinde okuyucuya aktarılıyor. Ama bunlar tamamen şiir formatından uzaktırlar. Bunlar manzumenin aslında estetize olmuş, o manzumenin özünden çıkmış, daha iç ve daha sanatsal olgulara, imgeye dayalı bir durum olarak karşımıza çıkıyor. Bu manzumeler içinde şairler yoğun bir zihin terapisi yaşıyorlar ve bu ruhsal devinimlerin sonucunda o imgeleri, hayalleri yazıya döküyorlar. Bundan dolayı şiirde yoğun bir ruh boşalımı var. Yani Aristo’nun ifade ettiği katarsis kelimesi bunu ifade eder. Her Divan şairi ister birinci sınıf, ister ikinci sınıf olsun mutlaka kendi sanatları üzerine divanlarında şiirle ilgili düşüncelerini paylaşırlar. Ve şiirlerinin, kendi şairliklerinin ne kadar mükemmel olduğunu, nasıl insan üzerinde etkide bulunduğunu, nasıl sihir yaptığını, duygularının imgelerinin orijinal olduğunu, başka bir şaire benzemediği gibi değerlendirmelerde bulunup bunu ifade ederken de birçok ortak kavramlar kullanıyorlar.  Şiirin güzelliği ön planda ve ağırlıklı olarak zengin şiir ve saf şiir tarzında ifadeleri daha yoğun ve ilahi yönü şairlerin en çok yoğunlaştığı kavramlardır. Şiiri tarif ederken bunları bütünleyen aşk kavramı doğu şiirini tamamlayan kavramlardan birisidir.  Aşık olamadıkça şair gibi şair olmayız derler. Divan şiirinde ilk önce şiirin o ahenk yönü vardır. Bir de mana yönü vardır ve bu da şiiri bütünleyen bir şeydir.  Şairin o hayallerini o kadar mükemmel kurma arzusundadır ki o hayali kurarken o hayalle ilgili bazı boşluklar da bırakır. Yani hayali tam anlamıyla yansıtmak istemez. Ve o boşlukları okuyucunun doldurup tamamlamasını ister. İşte kavramların altında yatan o ince anlamlar vardır. Kelimenin tam anlamını sözlükten bakarsan olmaz çünkü şair o kavrama anlam yüklemiştir. Burada okuyucunun o ince anlamı anlamasını istemiştir. Bu yönüyle divan şiirlerine bilmece çözmek gibi diyebiliriz. Okuyucunun da tamamen sözsel güzelliği dışında şiirde olan derin hayallerini anlamasını keşfetmesini ister. Her okuyanda farklı bir çağrışım olsun ister.  Divan şairleri yoğunluklu olarak ilhama çok ağırlık verirler. Kutsallık katarlar ve bütün şairler Allah’tan gelen bir ilham olduğunu ve bu ilhamın bir noktaya kadar olduğunu ifade ederler. Allah vergisidir ve şairinde o yeteneği bilgiyle ilim ve tecrübeyle donatmak ve kendi çağından önce ve kendi çağında olanları bilgi ile, ilim ile kendini donatıp daha sonra hayallerini de bunlardan dayanak alıp ve sentezleyip şiirlerini yansıtması gerek. Divan şiirinde böyle olan şairler bunu çok iyi sentezleyip harmanlayan, gözlemleyen ve bu gözlemlerini şiirine, sözcüklere, imgelere sığdırıp yansıtan daha ön plana çıkmaktadır” diye konuştu.


Fotoğraflar